<?xml version="1.0" encoding="utf-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <channel>
        <title>VosVosumla Devriye gezerken</title>
        <description>Atasözleri, vecizeler, ünlü yazar sözleri, bilimadamlarımız, şairlerimiz, yazarlarımız,  v.b. tüm bilgiler için...

irtibat için;
abbesusse@gmail.com</description>
        <link>http://abbesusse.blogcu.com</link>
        <lastBuildDate>Tue, 10 Nov 2009 01:30:01 +0200</lastBuildDate>
     
        <item>
            <title>Ahşap Mobilya Bakımı</title>
            <link>http://abbesusse.blogcu.com/ahsap-mobilya-bakimi_3982701.html</link>
            <guid>http://abbesusse.blogcu.com/ahsap-mobilya-bakimi_3982701.html</guid> 
            <description>Hiçbir şey, kaliteli bir ağaç mobilya gibi ofisinize, sıcak ve kalite havası getirmez.
Mobilya'ya bakmak: 
Toz almanın ipuçları: Toz alırken her zaman yumuşak bez kullanın. Toz, doğru alınmadığı zaman mobilyanın yüzeyini çizecektir. Hiçbir zaman kuru bezle toz almayınız, aksi takdirde toz mobilyanın yüzeyinde mikroskobik çizikler bırakacaktır. 

Mobilyanın yüzeyine eşit bir biçimde sprey sıkınız, ama çok fazla sprey sıkmamaya çalışınız. Mobilyanın yüzeyini dairesel hareketlerle yumuşak ve temiz bir bez ile siliniz. 

Sonra, güzel bir parıltı için kuru bir bez ile mobilyanızı kurulayın. Ağaç vitrinler için önce bezin üstüne spray sıkın, sonra toz alın. 

Hiçbir zaman, mobilya bakımı için sabun ve su kullanmayın. Su, mobilya cilasını bozar, ağacın içine sinip yapısnı bozar, mobilyanın hasarlanmasına yol açar. 

Ahşap mobilyanın düşmanları: Güneş ışığındaki ultraviole ışınlar ağaç cilasını bozabilir. Mobilyalarınızı, direk güneş ışığından kaçınacak şekilde düzenleyin. 

Sıvı döküntüler, hemen temizlenmedikleri takdirde mobilyaları bozabilir. İçecek bardakların altında bardak altlığı, vazoların altına küçük tabak koyun. 

Sıcaklık, cilanın üstünde beyaz leke bırakacak şekilde kimyasal değişikliklere yol açabilir. Sıcak tabak ve kapların altına koruyucu pedler koyun. 

Yüksek nem seviyesi ağacın şişmesine yol açar. Alçak nem seviyesi de ağacın nem kaybetmesine ve küçülmesine yol açar. Olağanüstü değişiklikler yamulmalara, çatlamalara ve kırılmalara neden olabilir. 

Nem seviyesini olabildiğince sabit tutmaya özen gösteriniz....</description>
            <pubDate>Thu, 23 Aug 2007 09:20:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Kış temizliğinin püf noktaları</title>
            <link>http://abbesusse.blogcu.com/kis-temizliginin-puf-noktalari_3971549.html</link>
            <guid>http://abbesusse.blogcu.com/kis-temizliginin-puf-noktalari_3971549.html</guid> 
            <description>Kış geldi ama hala evinizi gözden geçiremediniz. Tititsiniz ve eşyalarınızda en ufak bir leke dahi kalsın istemiyorsunuz. İşte bunun için size püf noktaları....

Vitrinlerde uzun süre duran kristal bardaklarınız için, en iyi temizleme yöntemi, karbonatlı su içinde biraz bekletip yıkamanızdır.
İnce cam bardakları yıkamak için, aniden sıcak suyun altına koymanız, çatlamalarına neden olabilir. Ocağın üzerinde soğuk su dolu kabın içine koyup, suyun ısınmasını bekleyin. Daha sonra temizleyin. Böylelikle olası ihtimale karşı, çatlamalarını engellemiş olursunuz. *Kavanozların içindekiler bittikten sonra, sakın atmayın. Kareli veya çiçekli bir kumaş alarak, kapak altlarına örtü yapabilir ve oldukça gösterişli bir kavanoz setine, zaman içinde sahip olabilirsiniz.
Şurup kutularının içinden çıkan kaşıklar, baharatlarınız için ideal ölçü kaşıkları olabilir.
Bayat ekmekleri elinizle un ufak edip, buzdolabı poşetinin içine biraz tuz serperek koyunuz. Derin dondurucunuzda uzun süre kalabilir. Köfte yapacağınız zaman ekmeğiniz hazır olacaktır.
Duvardan duvara halı kaplı bir eviniz varsa, leke olduğu zaman kesinlikle kendiniz silmeye çalışmayın. Özel yıkama makinanız yoksa veya özel leke çıkartma ilacınız, başınız daha büyük derde girecek ve leke yayılacaktır.
Aile büyüklerinizden eski resimleri alıp, güzel çerçevelerde kullanabilirsiniz. Hafif sararmış, eskimiş resimler, şimdi salonları süslüyor ve anılarımızı canlandırıyor.
Resim çektireceğiniz zaman, siyah-beyaz çektirip, küçük çerçevelere yerleştirebilirsiniz. Daha sade ve hoş duracaktır.
Sandıklarınızı; sehpa, kitaplık, bar ve daha bir çok amaçlı kullanacağınızı unutmayın. Eskimiş ve yıpranmış olmaları, sizi bu düşünceden vazgeçirmesin. Verniklenir veya patine boya ile değişik bir hale getirilir.
Bitmeye yüz tutmuş bazı mumlarınızı benmari usulü ile eritip, değişik renklerde mumlar yapabilirsiniz.
Sinmiş balık veya sigara kokularından, tütsülerle kurtulabilirsiniz. Hem koku gidecek, hem de...</description>
            <pubDate>Wed, 22 Aug 2007 09:18:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Bunları biliyormusunuz?</title>
            <link>http://abbesusse.blogcu.com/bunlari-biliyormusunuz_3962995.html</link>
            <guid>http://abbesusse.blogcu.com/bunlari-biliyormusunuz_3962995.html</guid> 
            <description>?  Kirli kar, temiz kardan daha kolay erir.

?  Venüs, saat yönünde dönen tek gezegendir.

?  Uranüs, çıplak gözle görülebilen bir gezegendir.

?  18 Şubat 1979 yılında sahra çölüne kar yağmıştı.

?  Ortalama bir buzdağının ağırlığı 20 milyon tondur.

?  Okyanusun en derin yerine, demir bir top 1 saatte batar.

?  Kıta isimlerinin hepsi aynı harfle başlayıp aynı harfle biter.

?  Bilinen 3500 yılın, sadece 230 yılı barış içinde yaşanmıştır.

?  Elektrikli sandalye ilk defa bir dişçi tarafından bulunmuştur.

?  Dünyada her dakikada 2 düşük şiddette deprem olmaktadır.

?  Açık bir gecede, çıplak gözle 2 000 yıldızı görmek mümkündür.

?  Sahra çölündeki Tidikelt kasabasına 10 yıl hiç yağmur yağmamıştır.

?  Değerli taşların çoğu birkaç elementten meydana gelir. Sadece pırlanta tamamen karbondan meydana gelir.

?  Bugüne kadar kaydedilmiş en büyük dalga, 1971 yılında Japonya?nın Ishigaki Adası?nda 85 metre yüksekliğine ulaşmıştır.

?  Bugüne kadar ölçülmüş en büyük buz dağı, 200 mil uzunluğunda ve 60 mil genişliğindedir ve Belçika?dan daha büyüktür.

?  Eskimo dilinde kar yağışlarının farklarını tarif etmek için kullanılan 20?den fazla kelime vardır....</description>
            <pubDate>Tue, 21 Aug 2007 13:26:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>İllerimiz neyi ile ünlü?</title>
            <link>http://abbesusse.blogcu.com/illerimiz-neyi-ile-unlu_3924500.html</link>
            <guid>http://abbesusse.blogcu.com/illerimiz-neyi-ile-unlu_3924500.html</guid> 
            <description>ADIYAMAN
Nemrut Dağı, Besni Üzümü, Pirin-Gümüşkaya Mağaraları, Kahta Çayı

AFYON
Haşhaş, Kaymak, Afyon Sucuğu, Afyon Mermeri, Çağlayan Mesire Yeri, İscehisar Kayalıkları, Bayat Kilimleri, Hüdai, Gazlıgöl, Dinar ve Sandıklı Kaplıcaları

AĞRI
Ağrı Dağı, İshak Paşa Sarayı, Balık Gölü, Göktaşı Çukuru, Gürbulak Sınır Kapısı, Günbuldu Mağaraları 

AKSARAY
Ihlara Vadisi, Eğri Minare, Yılanlı Kilise, Sultanhanı ve Ağzıkarahan Kervansarayları, Acemhöyük, Manastır Vadisi, Antik Nora Şehri

AMASYA
Amasya Elması, Borabay Gölü, Amasya Kalesi, Kral Kaya Mezarları, Ahşap Amasya Evleri, Darüşşifa ( Akıl hastalarının müzik ve su sesiyle tedavi edildiği ilk yer ), Şehzadeler Şehri

ANKARA
Ankara Kalesi, Anıtkabir, Tiftik Keçisi ( Ankara Keçisi ), Hacı Bayram Veli Türbesi, August Tapınağı, Roma Hamamı, Gordion ( Frigyanın Başkenti ), Atakule, Karum İş Merkezi, Kızılcahamam-Ayaş Kaplıcaları, Beypazarı Evleri

ANTALYA
Düden-Kurşunlu-Manavgat Şelaleleri, Dim-Damlataş-Karain Mağaraları, Olimpos-Beydağları-Köprülü Kanyon Milli Parkları, Konyaaltı-Lara-Patara Plajları, Turunçgil ve Seracılık Üretimi ile Alanya, Side, Manavgat, Kemer, Kalkan, Kaş Gibi Turizm Merkezleri, Tarihi Kaleiçi Evleri, Altın Portakal Film Yarışması, Kesme Çiçek Üretimi, Aspendos, Perge, Fhaselis, Termessos, Olympos Antik Kentleri

ARDAHAN
Kaşar Peyniri, Çıldır Gölü

ARTVİN
Boğa Güreşleri, Barhal Kilisesi, Sarp Sınır Kapısı, Çoruh Nehri, Karagöl - Sahara ve Hatilla Vadisi Milli Parkları

AYDIN
Deve Güreşleri, Büyük Menderes Nehri, Afrodisias-Miletos-Didim-Priene, Alabanda, Alinda, Nysa Antik Kentleri, Kuşadası, Aydın İnciri, Dilek Yarımadası Milli Parkı, Yörük Ali Efe Müzesi, didim Apollon Tapınağı, Kuşadası Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı, Germencik Alangülü Kaplıcaları, Bafa Gölü, Kızıldere Kaplıcaları ( Buharkent ), Güvercin Adası ( Kuşadası ), Adnan Menderes, Alabanda,

BALIKESİR
Susurluk Ayranı ve Tostu, Manyas Gölü ve Manyas Yoğurdu, Ayvalık ve Edremit Zeyt...</description>
            <pubDate>Fri, 17 Aug 2007 15:16:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Japon eğitim heyeti</title>
            <link>http://abbesusse.blogcu.com/japon-egitim-heyeti_3923672.html</link>
            <guid>http://abbesusse.blogcu.com/japon-egitim-heyeti_3923672.html</guid> 
            <description>Türkiye'ye Japonya'dan bir eğitim heyeti gelir. Temas ve incelemeler ya-pacak, neticeyi yetkililere aktaracaklar. Gerektiği kadar da ikili işbirliği gerçekleş-tirecek. 
İşler buraya kadar çok iyi...
Japon heyeti yurdumuzun bazı bölgelerinde gerekli incelemelerini ya-par. Sonra Bakanlıkta toplanırlar. Heyetin hakkımızdaki tespiti ilginçtir: &quot;Sizin ço-cuklarınızda milli şuur yok&quot;. 
Bizimkiler şaşırır! &quot;Bizim çocukların damarlarındaki kan milli duygumu-zun kaynağıdır.&quot; Yine de fazla ses çıkarmazlar! Ne de olsa misafirdir! Bizimkiler sorar, &quot;Peki, Sizin gençlerinizde milli şuur var midir? Japon uzmanları anlatmaya başlar:
Biz gençlerimize ilkokula başlamadan &quot;şok testler&quot; uygularız. Mesela uçak gibi hızlı giden trenlerimize bindirir, bir tur yaptırırız. Çok katli yollardan da geçen tren, onları söyle bir sarsar. Mini mini çocuklarımız teknolojinin bu baş dön-dürücü neticesini görerek bir şok olurlar. 
Sonra...
Bu şoktan sonra Hiroşima'ya götürürüz. Bölgeyi aynen koruyoruz. Bom-balanmış bu bölge hakkında bilgilendirir; değil hayvan, bitkinin bile yeşermediğini gösteririz. Ve deriz ki &quot;Eğer sizler çalışmaz, sizden öncekileri geçmezseniz vatanı-nız, işte böyle düşmanlar tarafından bombalanır. Hiçbir canlı yaşayamayacak bi-çimde size bırakıp giderler.
Çalışırsanız, bindiğiniz hızlı trenleri bile geçecek yeni vasıtalar yaparsı-nız. Gerisi sizin bileceğiniz iş. Çocuklarımız bununla ikinci bir şok daha yaşarlar. Sizlere sunu hatırlatalım ki, Türkiye'de birçok teknik elemanımız bulunmaktadır. Bunların herhangi birine bu konuyu sorabilirsiniz.&quot;
Bizimkiler şaşkınlık içinde sorarlar: 
- Peki ya Türkiye için tespitiniz var mı? Varsa gözlemleriniz nedir?&quot;
Japonlar; &quot;Elbette var&quot; derler. &quot;Bizimkinden çok daha önemli. Bir tanesi Çanakkale Savaşları'nın olduğu bölge. Bu bölge gençlerinizin şok olması için yeter de artar bile. Bir metre kareye altı bin merminin düştüğü savaşta, Türk'ler her şeye rağmen galip çıkıyor, olamayac...</description>
            <pubDate>Fri, 17 Aug 2007 14:06:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>En iyisi</title>
            <link>http://abbesusse.blogcu.com/en-iyisi_3922861.html</link>
            <guid>http://abbesusse.blogcu.com/en-iyisi_3922861.html</guid> 
            <description>Dağ tepesinde bir çam olamazsan
Vâdide bir çalı ol,
Fakat, oradaki en iyi küçük çalı sen olmalısın.
Çalı olamazsan bir ot parçası ol,
Bir yola neşe ver.
Bir misk çiçeği olamazsan bir saz ol,
Fakat gölün içindeki en canlı saz sen olmalısın.
Hepimiz kaptan olamayız, tayfa olmağa mecburuz.
Dünyada hepimiz için birer şey var,
Yapılacak büyük işler, küçük işler var.
Yapacağınız iş, size en yakın olan iştir.
Cadde alamazsan patika ol,
Güneş olamazsan yıldız ol;
Kazanmak ya da kaybetmek ölçü ile değildir.
Sen her neysen, onun en iyisi olmalısın!...</description>
            <pubDate>Fri, 17 Aug 2007 13:05:01 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Hayatın kuralları</title>
            <link>http://abbesusse.blogcu.com/hayatin-kurallari_3922851.html</link>
            <guid>http://abbesusse.blogcu.com/hayatin-kurallari_3922851.html</guid> 
            <description>* İnsanlara beklediklerinden fazlasını ver ve bu işi yaparken kibar ol. 
* En sevdiğin şiiri ezberle. 
* Her duyduğuna inanma, elindekinin hepsini harcama ve istediğin kadar uyuma.
* &quot;Seni seviyorum&quot; derken inanarak söyle. 
* Evlenmeden önce en az altı ay nişanlı kal. 
* Asla başkalarının hayalleriyle dalga geçme. 
* Derinden ve inançla sev. Kırılabilirsin belki ama başka türlü de hayatını tam yaşayamazsın. 
* Anlaşmazlıklarla dürüstçe savaş. İsim verme. 
* *İnsanlar hakkında konuşulanlara inanıp onlar hakkında karar verme. 
* Yavaş konuş ama hızlı düşün. 
* Şunu daima hatırla ki, büyük aşk veya büyük yatırım daima büyük risk taşır.
* Anneni ara. 
* Biri hapşırırsa &quot;çok yaşa&quot; de. 
* Eğer kaybedersen, aklını da kaybetme. 
* Üç &quot;S&quot;yi unutma: Saygı kendine Saygı başkalarına Sorumluluk tüm hareketlerin için. 
* Küçük bir tartışmanın tüm dostluğu mahvetmesine izin verme. 
* Eğer hata yaptığını fark edersen hemen onu düzeltmeye bak, bile bile devam etme. 
* Telefonda konuşurken gülümse. Karşındaki sesinden gülümseyişini duyacaktır.
* Konuşmayı sevdiğin bir erkekle / kadınla evlen. Yaşın ilerledikçe sohbet her şeyden fazla önem kazanacaktır. 
* Biraz yalnız kalmaya özen göster. 
* Daha fazla kitap oku, daha az TV seyret. 
* Güzel, şerefli bir hayat yaşa. Yaşlanıp geri baktığında ikinci bir defa tadını çıkarırsın. 
* Allah'a güven ama arabanı kilitle. 
* Yuvanda sıcak bir ortam yaratmak için elinden geleni yap. 
* Sevdiklerinle tartışırken, o anı önemse, geçmişi kurcalama. 
* Bilgilerini paylaş. Bu aynı zamanda ölümsüz olmanın bir başka yoludur. 
* Dua et. Büyük güç verir. Düşün. Daha da büyük güç verir. 
* İşini iyi yap. 
* Yılda bir defa, daha önce gitmediğin bir yere git. 
* Eğer çok paran olursa, başkalarına yardım et. Paranın en zevkli tarafını kaçırma. 
* Bazen istediğin bir şeyin olmaması senin için bir şanstır. 
* En iyi ilişki, birbirinize olan sevginiz, birbirinize ihtiyacınızdan fazla olduğu zaman ola...</description>
            <pubDate>Fri, 17 Aug 2007 13:05:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Allah'ın varlığını bilmek</title>
            <link>http://abbesusse.blogcu.com/allah-in-varligini-bilmek_3922826.html</link>
            <guid>http://abbesusse.blogcu.com/allah-in-varligini-bilmek_3922826.html</guid> 
            <description>Bir köy muhtarsız bir iğne ustasız, bir harf katipsiz olamaz biliyorsun,nasıl olurda bu koskocaman kainat sahipsiz olur? Oturduğumuz yerden şöyle bir etrafımıza bakalım.Bulunduğumuz odadaki her şeyin ?Yapılmış? olduğunu göreceğiz.Duvarlar, döşemeler,tavan,oturduğumuz sandalye,elimizde tuttuğumuz kitap, masanın üstünde duran bir bardak; sayılamayacak kadar çok detay...Tek bir tanesi dahi kendi başına oluşup odamıza gelmedi.En basit görünen bir halı saçağını bile uğraşıp yapan biri vardır;O saçak oraya kendi kararıyla,tesadüfen gelip yerleşmemiştir. 

Eline bir kitap alan insan da,onun bir yazar tarafından belli bir amaç çerçevesinde yazıldığını bilir.Bu kitabın tesadüfen ortaya çıktığı aklının ucundan dahi geçmez.Aynı şekilde, bir heykele bakan insan, onun bir sanatçı tarafından yapıldığından hiçbir şüphe duymaz. Bırakın sayısız sanat eserinin kendi kendine oluştuğunu düşünmek,üst üste duran iki-üç tuğlayı planlı bir hareketle bu şekle getiren biri olduğunu kimse inkar etmez. Dolayısıyla küçük yada büyük, bir düzenin olduğu her yerde, mutlaka bir kurucusunun ve koruyucusunun olması gerekir.

Doğadaki olağanüstü uyum çıplak gözle dahi açıkça görülürken, bu dengenin tesadüfen veya başıboş meydana geldiği nasıl düşünülebilir? Ayrı ayrı her noktasının, Yaratan?ın varlığını delillendirdiği kainatın, kendi kendine var olduğunu söylemek, olabilecek en mantıksız iddiadır.? 

Bedenimizden başlayıp akıl almaz büyüklükteki evrenin en uç noktalarına kadar var olan dengenin de bir sahibi olmalıdır. Peki kimdir bu her şeyi ince ince düzenleyip meydana getiren Yaratıcı ? 

Varlığını akıl yoluyla bulduğumuz Yaratanın kimliğini bizlere din öğretir. O?nun bize din yoluyla ulaştırdığı bilgiye göre O, gökleri ve yeri yoktan var eden Rahman ve Rahim olan Allah? dır.

İnsanların çoğu ise bu gerçekten habersiz yaşarlar. Oysa bu gerçeği kavrayabilecek mantığa sahiptirler. Bir manzara resmini gördüklerinde, ilk önce onun kimin tarafından yapıldığını öğre...</description>
            <pubDate>Fri, 17 Aug 2007 13:03:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Aşk'a hazırmısınız?</title>
            <link>http://abbesusse.blogcu.com/ask-a-hazirmisiniz_3922814.html</link>
            <guid>http://abbesusse.blogcu.com/ask-a-hazirmisiniz_3922814.html</guid> 
            <description>Tam göğsünüzün ortasında bir yeriniz acıyacak...
Evinizin sizi içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksiniz...
Sokağa fırlayacaksınız...
Sokaklar da dar gelecek....
Tıpkı vücudunuzun yüreğinize dar geldiği gibi...
Ne denizin mavisi açacak içinizi, ne pırıl pırıl gökyüzü...
Kendinizi taşımayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar 
küçüleceksiniz...
Birileri size bir şeyler anlatacak durmadan....
?Önemli olan sağlık.?
?Yaşamak güzel.?
?Boşver, her şey unutulur.?
Siz hiçbirini duymayacaksınız...
Gözyaşlarınızdan etrafı göremez hale geleceksiniz.
O?ndan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek 
isteyecek kadar çok seveceksiniz...
Hep ondan bahsetmek isteyeceksiniz...
?Ölüme çare bulundu? ya da ?Yarın kıyamet kopacakmış? deseler başınızı 
kaldırıp ?Ne dedin?? diye sormayacaksınız...
Yalnız kalmak isteyeceksiniz...
Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak...
İkisi de yetmeyecek.
Geçmişinizi düşüneceksiniz... Neredeyse dakika dakika... Ama kötüleri 
atlayarak...
Onunla geçtiğiniz yerlerden geçmek isteyeceksiniz.... Gittiğiniz 
yerlere 
gitmek...
Bu size hiç iyi gelmeyecek... Ama bile bile yapacaksınız.
Biri size içinizdeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksınız... 
Aslında kurtulmak istediğiniz halde, o acıyı yaşamak için 
direneceksiniz.
Hayatınızın geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksiniz...
Aksini iddia edenlerden nefret edeceksiniz...
Herkesi ona benzetip...
Kimseyi onun yerine koyamayacaksınız...
Hiçbir şey oyalamayacak sizi...
İlaçlara sığınacaksınız... Birkaç saat kafanızı bulandıran ama asla onu 
unutturmayan... Sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren...
Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek... Boğazınız 
düğümlenecek, 
dinleyemeyeceksiniz...
Uyumak zor, uyanmak kolay olacak...
Sabahı iple çekeceksiniz... Bazen de ?Hiç güneş doğmasa? diyeceksiniz.
Ne geceler rahatlatacak sizi ne gündüzler...
Ölmeyi ...</description>
            <pubDate>Fri, 17 Aug 2007 13:02:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Ateş</title>
            <link>http://abbesusse.blogcu.com/ates_3922805.html</link>
            <guid>http://abbesusse.blogcu.com/ates_3922805.html</guid> 
            <description>Abbasi'lerin ünlü halifesi Harun Reşid zamanında yaşamış olan Behlül Dana (VIII. yüzyıl) dönemin evliyasındandı. Zaman zaman aklından zoru olan 
kimselere has tavırlar takınır, herkes de bundan dolayı kendisini deli sanırdı. Ama bunu maksatlı yapardı. Behlül daima Harun Reşid'in yakınında 
bulunur, çeşitli sebepler hasıl ederek onu uyarırdı.

Bir gün Behlül, üstü başı toz toprak içinde uzun bir yolculuktan gelmiş olmanın belirtileri ile Harun Reşid'in huzuruna çıktı.

Harun Reşid sordu:

- Be ne hal Behlül, nereden geliyorsun?

- Cehennemden geliyorum ey hükümdar.

- Ne işin vardı cehennemde?

- Ateş lazım oldu da ateş almaya gittim.

- Peki, getirdin mi bari?

- Hayır efendim getiremedim.

Cehennemin bekçileriyle görüştüm, onlar;

&quot;Sanıldığı gibi burada ateş bulunmaz, ateşi herkes dünyadan kendisi getirir&quot; dediler...</description>
            <pubDate>Fri, 17 Aug 2007 13:01:01 +0300</pubDate>        
        </item>
        <atom:link href="http://abbesusse.blogcu.com/rss.php" rel="self" type="application/rss+xml" />
</channel>
</rss>